|
Değerli dostlar, geçenlerde çok eski bir arkadaşım aradı. İşlerden, güçlerden bahsettikten sonra bana bir tavsiyesi oldu. Tabii tavsiyeyi merak edeceksiniz. Arkadaşım evden işe, işten eve gidip gelmek için cânım Jeepini satıp, damperli kamyon almış. “Hayrola dedim.” Neden icap ettiğini sordum. Yoksa işini tasfiye edip, bu kadar servet sahibi bir kişinin kamyonculuğa mı ? özendiğini düşündüm ve soluk almadan, Sabri’ciğim “mutlaka bir damperli kamyon da sen al, o kadar rahat ki, istersen sol şeritten git, istersen hız yap, hangi şeride girersen gir, yol senin. İstediğim yerde durup park edebiliyorum. Çekici mekici hikâye. Yani bir de en önemlisi oh be can güvenliğim var. Yolda giderken önümdeki arabalar hemen orta şeride atlayıp, bana yolu boşaltıyorlar. Ayağımı frene atmadan işime kolayca gidiyorum. Eskiden 45 dk. civarında işimde olurdum, şimdi ise en fazla 15–20 dakikada işte oluyorum. İnan önünde eskort olan Bakan arabası bile benim kadar rahat yol alamaz” dedi.
Bu arada, İstanbul büyük bir şantiye oldu. Yollar tarlalara döndü.Sabah işe gittiğiniz yoldan, akşam maalesef geri dönmeniz mümkün olamayabiliyor.
Değerli dostlarım, inanır mısınız ? benim de iştahım kabardı. Bir damperli kamyon alıp almama yönünde karar aşamasındayım. Belki bu yazımı okuduğunuzda birçoğunuzun bende alsam mı? diye düşünceye dalacağınızı hissedebiliyorum. Önümüzdeki günlerde kamyonla işe gidip gelmek, hatta gezmek moda haline de gelebilir. Belki bizi idare edenler de can güvenliği nedeniyle makam arabalarını değiştirip, kamyonu tercih edebilirler, diye düşünüyorum. Amaç lüks değil, can güvenliğini birinci plana çıkarmaktır. Can güvenliği bir tarafa, zaten İstanbul yolların delik-deşik, yamalı oluşu ve köstebek yuvasına dönmesi nedeniyle kamyon sahibi olmak akıl kârıdır öyle değil mi? Değerli dostlarım...
Hey gidi, İstanbul hey. İstanbul’un kamyonların hegemonyasında olacağı hiç aklıma gelmezdi. Saygılarımla,
Sabri ATEŞ
|